• 22.09.2021 10:15

Fındık tarımında hep gelecek ile ilgili yazıyoruz birde geri bakalım, sorunlar ne kadar eskiye dayanır diye merak ettim.

1935 tarihli 1. Ulusal fındık kongresi öncesinde ulaşabildiğim Türkçe olarak yazılmış fındık ile ilgili bilgiler veren bir tane kaynak bulabildim. 1930 tarihli "Gireson mıntıkası fındık ağaçları hakkında tetkikat" isimli İstanbul üniversitesi fen fakültesi öğretim elemanı Müller Hovas tarafından yazılan 15 sayfalık bir kitap.

İstanbul da görevli Alman öğretim elemanı Giresun ilimize Valilik tarafından yöredeki  fındık ocaklarında var olan bir zararlıyı teşhis etmesi ve ne yapılabileceğini anlatması için çağrılmış öğretim elemanı zararlıyı ve gördüğü durumu kaleme almış.

Kitaptan anlaşılan Valilik tarafından Giresun ilinde fındık ocaklarına. % 20 ve daha fazla oranda zarar veren böcek hakkında yazarın görüşlerine başvurulmuş.

İşin garibi "esbabı meçhul kalan bu subutü hiç bir mütehassıs mahalinde teşhis edememiş." Günümüz Türkçesi ile Giresunda zararlının adını ve mücadelesini bilen yokmuş.

Hortumu hariç 6-8 mm uzunluğunda uç tarafı eğri, Haziran sonundan itibaren dallara elli kadar yumurta bırakan,erginleri fındığı delen, yumurtaları açılınca fındığın teşekkülü tabisine mani olan ayaksız siyah başlı sufe çıkan, Temmuz ayına kadar ocakta zarar verip temmuz ayından sonra toprağa girip ilkbaharda şekil değiştirerek çıkan bir böcek diye tarif etmekte.

Böcekle mücadelede yapılabilecekleri de şu şekilde özetlemiş :
1-Yetişkin böcekler çıkmaya başlayınca uçmasına müsade edilmeden, yere serilecek bezlere dalların çırpılıp, böceklerin bezlere toplanıp imha edilmesi.
2-Kış girmeden bahçelerde tırmıklama yapılıp kozaların toplanıp imha edilmesi.
3-Subutu yiyen kuş ve böceklerin tespit edilip çoğaltılması.

Öğretim elemanı böcekle ilgili tespitlerini ve mücadelede yapılması gerekenleri anlattıktan sonra Giresun ilimizde çok bahçeyi gezdiğinden bahisle gördüğü problemleri de ekleme gereği duymuş.

Tacirlerin ve müstahsillerin fındıktan memnun olduklarını, çok mahsülün olduğu her sene 500.000 kantara baliğ olan fındığın kabili ihraç kıymeti on milyon Türk lirası nispetinde olduğunu ve her kesimin memnun olduğunu belirtiyor.

Bu para bölgede nüfus başına 100 liraya denk geliyor ve  bu miktarın fındık böceğinin yaptığı zarardan sonra üreticilere bıraktığı bakiye olduğunu söylüyor.

Üreticilerin olduğu sene daldaki fındığın üçte birini toplarlarsa memnun olacaklarını söylediklerinden bahsediyor.

Yazarın bu noktada "Dimek ki memleketin menfaati noktai nazarından makabili tecviz olmakla beraber zaihata tamamı ile rıza gösteriliyor." notunu düşmüş olması çok ilginç. Anlaşılan yokluk ve savaşlardan yeni çıkmış olan halk olana tevekkül edip olmayanı ve böceğin zarar verdiğini çok dert etmiyor.

Zaten yazar satırın devamında" köylü hesap ile meşgul olmaz, yiyeceğinin olduğunu gördümü halinden memnun kalır " ibaresi ile açıkça ve şaşkınlıkla bu durumu anlatmış.

Müller son tespitlerinde Giresun vilayetinde ipekböceği üretimi için valilikte bir heyetin olmasına rağmen tüm ziraat işleri için yalnızca bir memur bulunduğunu, fındıkların selahı ve felahatı için mecburi olmasına rağmen kimsenin görevlendirilmediğini, 4-5 fen memurunun vilayet dahilindeki ziraat işlerine vazifesinin elzem olduğunu ve görevlendirilecek bu memurların üretim döneminde 5 ay boyunca köyleri dolaşarak, köylülere izahat ve nasihatler vermesi gerektiğini belirtmiş.

Kitabı bitirince ( Zaten hepsi 15 sayfa) şaşırayımmı, üzüleyimmi inanın karar veremedim.

Öğretim elemanı yüz yıl önce fındık tarımının daha verimli yapılması gerektiğini, üreticilerin dikkate almadığını, yüksek oranlarda zarar veren böcekle mücadele için uğraşmadığını, kalan mahsüle razı olduğunu, tüccarın daha iyi kazandığını, ipekböceği için heyet görevlendirilmesine rağmen daha önemli ve değerli fındık için fen memuru olmadığını, fındık tarımını köylüye öğretmek için 5-6 fen memurunun görevlendirilmesi gerektiğini, görevlendirilecek memurların 5 ay arazide kalıp köylüye anlatması gerektiğini yazmış.

Eeeeee ben 5 yıldır ne yazıyorum ?

Kozalak akarı yarıcı olmasın.

Fındık kurdu zararı çok fazla.

Toprak analizi şart

Fındıkta sürgün olması için filiz güvesi ile mücadele lazım.

Verimli ve kaliteli üretim yapalım.

Vs vs vs.

1930 da "istihsal" yazmış 2021 de "üretim" yazmışım, fındıkların selahı ve felahatı yazmış, fındık üretiminin sürekliliği ve sürdürülebilirliği için yazmışım , müstahsiller zayiata rıza gösteriyor demiş üreticiler mücadele yapmıyor, kalana razı oluyor yazmışım tek fark bu malesef.

Fındık tarımında zararlılar ile mücadelede pek yol alamamışız, peki fındık veriminde yol alabilmiş miyiz?

Onu anlamak için 1935 tarihinde toplanan 1.Fındık çalıştayı verilerine bakalım. Kurultay evraklarında fındık bahçelerimizin dekara verimi 100-110 kg dır. Yapılacak çalışmalar ile ülkemiz ortalama verimini rakip ülkelerde olduğu gibi dekara 150 kg a çıkarmamız mümkündür demektedir.

Rakip ülkeler aradan geçen 90 yılda ortalama fındık verimlerini 150 kg dan 400 kg ortalamaya çıkardılar ama görülen o ki biz hala100-110 kg olan aynı yerdeyiz.

Verimli ve kaliteli fındık üretiminde 100 yıldır Türkçenin gelişiminden başka bir yol alamamışız, az gitmişiz uz gitmişiz  dönüp baktığımız da bir arpa boyu yol gitmişiz anlayacağınız.

 

***

Not: 1930 yılında ülkemizde bir ziraat fakültesi veya ziraat bakanlığı yoktu.

Ankara üniversitesi Ziraat fakültesi 1933 yılında kurulmuştur. 1931 yılına kadar İnönü hükümetlerinde Ticaret ve Ziraat Bakanlığı olan yapı 1931 yılında ayrılmış tarımsal kısım Ziraat Bakanlığı olarak faaliyete başlamıştır.