• 30.07.2021 09:57

Aslında yazımın başlığı biraz daha iyi niyet mahsülü, oysa son zamanlarda kamuoyunu meşgul eden açıklamalar ve bunun üzerine yapılan tartışmalar hiç de sapıtma ürünü sayılmaz. Hepsi bir tek amaca yönelik, daha doğrusu iktidarı sıkıştırma, toplum içinde doğruları ters yüz ederek kafa karıştırma amaçlanıyor. Ve en tehlikelisi halkın popülist duygularını kaşıyarak kaos çıkarma amaçlı olduğunu söyleyebiliriz.

        2011 Arap Baharı’ndan sonra Suriye’de başlatılan iç savaşla milyonlarca Suriyeli başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldılar. Ayrıca Saddam’ın zulmünden kaçan Iraklılar, Taliban’ın katliamından kaçan Afganlılar’ın ilk sığındıkları ülke Türkiye olmuştur. Yani anlayacağınız Türkiye’nin önemli bir göçmen sorunu vardır. Bazıları bu sorunun müsebibi olarak iktidarı suçlarken, ne ABD’yi ve ne de AB’yi sorumlu görmüyor veya görmemezlikten geliyorlar. Gerçi neden görmediklerini ayan beyan açığa çıkıverdi. Onu biraz sonra ayrıntılı irdeleyeceğiz.

      Avrupa ülkelerinde aşırı sağcı faşistler yabancı düşmanlığı yaparken, bizde kendine ‘solcu, sosyalist, sosyal demokrat’ diyen kişiler ve partiler yabancı düşmanlığının başını çekiyorlar. Seçimlerden önce belediyede iktidara gelirsem yabancılara verilen ücretsiz çorbayı kesecem diyen Bolu Belediye Başkanı CHP’li Tanju Özcan; bu sefer de Bolu’da yaşayan yabancıların (Iraklılar) su aboneliği ve katı atık fiyatlarına 10 kat zam yaparak Bolu’dan gitmelerini sağlayacağım diye açıklama yaptı. Neymiş halk öyle istiyormuş. 10 yıldan bu yana Iraklı ve Suriyeli düşmanlığını politikanın eksenine oturtursan garibim yoksulluğunun, sıkıntısının nedenini yabancılarda arama kolaylığına kaçıverir. Irkçı, faşist politikacılar için çok kolay propagandadır. Ancak o kadar da tehlikelidir. Sayın başkan, ateşle oynamayınız lütfen. Gerçi bizim halkımız garibana dokunmaz. Dokunana da iyi gözle bakmaz.

FETÖ’YÜ MÜ ARIYORSUNUZ?

         İYİ Parti’nin kuruluşu sırasında Koray Aydın; Akşener’i karşılayanların çoğunluğunu Fetö’cüler oluşturuyor diye açıklamalarda bulunmuştu. Ne hikmetse biraz sonra İYİ Parti’nin ikinci adamı oluverdi. İYİ Parti Balıkesir milletvekili İsmail Ok, Ümit Özdağ ve İsmail Koncuk’da partide Fetö’cüler hakim oldu diye istifa ettiler. 15 Temmuz’dan önce Meral Akşener; “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, daha durun neler olacak, ben Başbakan olacağım” diye yeri göğü inletiyordu. Gerçi o sıralarda Enver Altaylı, Andrew Brunson ve Meral Akşener gizli bir görüşme yaptıkları açığa çıktı. İşte böyle ilişkilerin yoğun olduğu İYİ Parti Tokat İl Başkan Yardımcısının demeciyle Fetö’nün siyasi ayağını ortaya seriverdi. Uğur Songül Sarıtaşlı hanımefendi 15 Temmuz’la ilgili bakın ne dedi; “ Semih Terzi’nin tersine asıl darbecinin Ömer Halisdemir olduğunu da biliyorsunuz değil mi”? O, Ömer Halisdemir komutanının emrini yerine getirerek darbenin gidişatını değiştiren kahraman bir asker, nasıl olurda ona darbeci yaftasını yapıştırıyorsun. Bugüne kadar hiçbir Fetö’cü bu sözü söylemeye cesaret edemezken, kendilerine ‘milliyetçi’ diyen partinin yöneticisinin konuşmasına bakarak sapıttı demem hiç de yabana atılacak bir argüman olmasa gerek. Dikkatimi çeken; çarşı pazarda iktidara saydıranları ekrana çıkartan Akşener bu konuda tek bir kelime etmedi, ne dersiniz?.

BAĞIMSIZ, ÖZGÜR GAZETECİ ÖYLE Mİ?

       Yıllardır ne zaman basın gündeme gelse, muhalif kalemler iktidarı destekleyen gazetelere yandaş diye aşağılayarak kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi gösteriyorlardı. ABD’nin Irving şehrinde bulunan Chrest Focundation Vakfı, İnternet sitesinden fonladığı kuruluşların listesini ve ne kadar destek sağladığına dair bir liste yayınladı. İşin ilginç tarafı geçen yıl Erbakan adına ödül verilen Ruşen Çakır’ın Medyaskop rekor düzeyde fonlanmış. 476.000 Dolar. Utanmadan, sıkılmadan, yüzleri kızarmadan ne olmuş bizim aldıklarımız legal diye savunma yapmazlar mı. Peki kimler var başka; Anadolu Kültür Derneği, Hrant Dink Vakfı,( Hrant duysa bir daha ölür) Mezopotamya Vakfı, Serbestiyet, Bağımsız Gazetecilik Platformu P24 (Hasan Cemal’in) Mor Çatı Kadın Derneği, Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü gibi kuruluşlar. Bunlar açıkça söyleyelim ki; herkes öğrensin, ABD’nin çıkarlarını her şeyin üstünde tutan politikalar üretip veya politikaların propagandasını yapıyorlar. Bir nevi 5. Kol faaliyeti denir buna. Bunlara ancak bu yakışır. Kalın Sağlıcakla!